arşiv

28 Ocak 2012 Cumartesi

erik ağacı

Evin çatısından erik ve kayısı ağaçlarının olduğu bahçeyi seyrediyordu. Çocuklar cüsselerinden oldukça büyük ağaçların gövdesine ustaca tırmanıyor, dallar arasında güçlü bir akrobasi sergiliyorlardı. Ağaca asılı duran torbada meyveler kendiliğinden birikiyordu. Çatıdan ağaca doğru uzanan demir yapıdan geçerek erik dolu torbaya uzandı. Torbayı aldığında ağaç bir yenisi doğurdu. Çatıya tekrar yöneldiğinde demir yapı onu farklı bir düzleme taşıdı. Düzlem bir başka düzlemle çakışan, ağırlığını bu çakışmanın ruhundan alan ve üzerinde dolanan bütün cisimlere olağan üstü bir hafiflik sağlayan bir yapıydı. Aşağıda onu karşılayan genç adamın gözünün kenarından parmağını sokarak yerinden çıkardığı gözünü torbaya atıp tekrar avucunun içine aldığında yeşil bir erik olarak değişen gözü yemeye başladı. Genç adam onu gülerek izliyor ve yenilenen gözünün ıslaklığı ışıldıyordu. Tekrar daha diri ve sulu bir eriğin lezzetini tatmak için yenilenen gözü yerinden çıkararak torbaya attı ve bu sefer lezzetle büyük sulu ve ekşi eriği dişlemeye başladı. Genç adam gülerek, gülüşünce bütün bu gerçekliğe mahkûm olmuş bir korkuyla gözlerini elleriyle korumaya çalışıyordu.

Daha sonra az ileride dev kadınla karşılaştı, ayağında yüksek topuklu ayakkabıları; uzun, kabarık, parlak siyah saçları, üzerinde durduğu düzleme kardeş bir ağırlıkla ve de düzlemden çok uzakta bir yumuşaklığa sahip etinin cezbediciliği göğüs kafesinin altını okşayarak zihninde çınlamalara neden oldu. Birden kadının herhangi bir bakışa sahip olmayan iri gözlerinin parlaklığını fark etti. Kadının etrafını kuşatanların sürekli kadının gözlerini yerinden çıkararak büyük bir iştahla dişlediğini gördüğünde, kendi eylemindeki vahşetin sıradanlığını seyrettikçe bütün vücudunda bir tükenişi yaratıyordu. Kadının etrafındaki kalabalık, kadının kör olan ve sürekli yeniden var olan gözlerinin devasa parlak taş parçacığına dönüşmesinden sonra, kadının etinden parçalar kopararak yemeye başladı kadından kopan her bir et parçası yerini onarıyor fakat her defasında kavranması güç bir biçimsel değişime uğruyordu. Seyrettikçe kadınla kendisi arasında tinsel bir bağ oluşturmuş, kadın sürekli yeniden var oldukça o tükeniyor ve yok oluyordu. Bütün vücudu çürüyor, yavaş yavaş üzerinde bulunduğu düzlemde hafifleşip siliniyordu. Kadın yeni bir gerçekliğin öğesi haline geldiğinde o yok olmuş, etrafını saran boşluğun parçası haline gelmişti.