arşiv

28 Ocak 2012 Cumartesi

Toplu iğneyi elinin üzerindeki damara batırdı..Delikten fışkıran kan önce ellerinden başlayarak bütün vücudunu kırmızıya boyadı. Ve hemen sonra; saç köklerinden bir yanardağ patlaması gibi kanlar fışkırdı. Vücudunun en tepesinden çağlayarak ayak parmaklarının ucuna çarpan kan,onu görünmez kıldı. Biçim değiştirmeye başladı, köşeleri yontulmuş bir dikdörtgen prizma kendi kendine çağlıyordu…

Aşkınlığa ulaşarak sokağı doldurmaya başladı. Irmağa dönüşen sokak diğer sokaklara ulaştı. Sokaklardan caddelere şehir kuvvetle akan nehirle kuşatıldı.

Topraklık alanda makineler çalışmaya devam ediyordu. Kepçelerle gökyüzünü kazıyan makineler, gökyüzünün ölgün mavisini kazıdıkça altından beyazlık çıkıyordu. Minibüs geldi. Makineler durdu, minibüsten inen adam işçileri azarladı: “ …Beyaz tabakaya ulaşılmayacak!...” Minibüs gitti.

Makineler tekrardan çalışmaya koyuldu. Dikkatle yukarıyı kazımaya devam ediyorlardı. Yüzeyde, beyazın üzerinde, trasnparan bir mavilik kalıyordu yalnızca. Birden bire korkunç bir gürültü! Patlama ve cam kırılmaları… Makinelerden birinin kepçesi beyaz tabakayı kırmıştı.

Sokaklardan akan kan topraklık alanda emiliyordu. Makinelerin üzerinde durduğu toprak kırmızıydı ve çamurlaşmıştı.

Makinenin beyaz zemini kırmasının ardından sırayla beyazlıkların hepsi parçalanmaya başladı. Gökyüzünde açılan, hiçbir biçime ve renge sahip olmayan boşluktan eline toplu iğneyi batıran adam yere iniyordu. Bütün boşluklardan aşağıya düşüyordu. “Çoktu.”

Hepsi birbirinden ayrıydı. Fakat, aynı kişiydi yere düşen. Daha çok yağmur yağıyor gibiydi. Yere indikçe toprakta emiliyordu. Saatlerce sürdü… Gök yüzü durulduğunda toprak kurumuştu. Sarı ve çatlakları vardı. Sokaklardaki kan çekildi…

İnce beyaz bir gömlek giyinmiş adam toplu iğneyi eline batıracaktı. Vazgeçti. Elinin üzerinde ol’acak acı onu korkuttu. Bir hazzı ertelemek şakaklarında ılık bir gerginlik yarattı.

...